gribe doğal ilaç
Kışın soğuk günlerinde sıkça yakalandığımız soğuk algınlığı, nezle, grip gibi rahatsızlıkları en iyi tedavi eden doğal ürünlerden biri zencefildir.
Binlerce yıldır Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinde, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bu baharat, aynı zamanda soframızda güzel bir lezzet kaynağıdır. Zencefili hangi hastalıklarda, nasıl kullanabiliriz? Soğuk algınlığı, grip gibi hastalıklarda bir tatlı kaşığı toz zencefil bir tatlı kaşığı bal ile karıştırıp macun yapılarak yenildiği zaman insanın içini ısıtarak bronşlarını açar ve temizler. Balgamı söktürür, öksürüğü keser. Zencefil aynı zamanda doğal aspirindir; kanı sulandırır, damarları açar, pıhtılaşmayı önler. İyi bir zihin açıcıdır, hafızayı güçlendirir. Zencefil yeni projeler üretmek isteyen insanların ilacıdır, beyni canlandırır. İlaçların mide ve bağırsaklara yaptığı yan etkiyi yok eder. İyi bir bulantı ilacıdır. Ameliyatlardan sonraki anesteziden kaynaklanan bulantılar, deniz ve araba tutmasındaki bulantılarda etkilidir.
ne zaman ineceğuz
Temel’le Dursun, İstanbul’da minibüsle bir yere gidiyorlarmış…
Şoför “Levent, Fatih, Eyüp” diyormuş.
Dursun sıkılmış ve Temel’e:
“Ula Temel, ne zaman ineceuk?” demiş.
Temel de demiş ki:
“Çatlama ula, ismimuz okunsun ineruk!”…
0×80040607 outlook hatası
Durup dururken outlook 2007 kurulu bilgisayarımdan mail gönderme gayreti içinde iken tamda vaktim kısıtlı ve yetiştirmem gereken bir mail varken bir anda hata mesajı aldım.
noluyor ya hep de beni bulur vesaire serzenişi sonrası iyice ayar oldum derken internette bir arama yaptım ama pek rastlanan bir hata değilmiş gibi bir şey çıkmadı önce.
arama ekranına 0×80040607 hatası yazdığımdan dır bilmem ama nedense arama sonucu mafişti. daha sonra sadece 0×80040607 yazdığımda ise bir sürü saçma sapan adres çıktı. Hatta ben bunun sadece bir mail box hatası olduğunu düşünürken aslında excel altında da bu tip bir hata olduğunu gördüm ama malesef vaktim kısıtlı olunca excel kısmı ile fazla ilgilenemeden outlook yazılarına baktım.
Baktım ama zaten türkçe sitelerde nedense bu şekilde bir yazı bulamadım. Yabancı sitelerde ise standart mail gönderemiyorum yardım şeklinde yazılar var ancak bir türlü ne yapılması gereken bir yöntem malesef yok.
Hep böyle olur zaten beklesin müşteri de diyemezsin. Mecbur mail atmamız lazım. Mecburen web üzerinden gönderdik mailimizi. Müşteri memnun ben memnun. Bir de sipariş gelirse şirketimde memnun olur.
Daha sonra akşam keyif çayımı içerken, yanın da birde maillerime de bakayım derken aynı hatayı vermesin mi outlook. Hay allahım ya demeden mecbur bunu halledelim artık dedik ve sıvadık kolları.
Çözüm olarak; giden posta sunucusu ayarları altında bulunan kullanıcı adı ve şifresinin olmamasının bu hataya neden olduğuna dair kesin deliller tespit ettik. Onun üzerine de araçlar-hesap ayarları-ayarları değiştir- diğer ayarlar- giden sunucusu- giden sunucum (SMTP) için kimlik doğrulaması gerekiyor kutusunu işaretleyip oturum açarken kullanılacak kullanıcı adı ve şifreyi normal mail ayarlarımız ile aynı şekilde yaptığımız ve sınama iletisi gönderdiğimde sorunun sonsuza kadar çözüldüğünü farkettim.
Bu arada enteresan bir şey daha başıma geldi. zaten bu enteresanlıklar nedense hep beni bulur. Önce oturum açarken kullanılacak kullanıcı adı ve parolasını doğru yazdığımız halde outlook nedense kabul etmedi. Ve kullanıcı
adını ve parolasını tekrar tekrar denedik ten sonra üstteki Gelen posta sunucum ile aynı ayarları kullan seçeneğini seçtiğim de nihayet kullanıcı adı ve parolasını kabul etmişti.
Sanırım o sırada microsoft ürünü olan outlook un canı böyle yapmak istedi zira başka bir izahı yok. Neyse sorun çözüldü de artık mailim bir şekilde gider oldu.
ben de türkçe kaynaklar da adımız geçsin diye bu yazıyı yazdım. Oh be gene tarihe mal oldum. Gene hemde.
Hadi kalın sağlıcakla.
ingilizce outlook için ise aşağıdaki gibi olmalı yol haritası :
tools, options, mail setup, email accounts – select and change) more settings, outgoing server. yolu üzerinden I had to change to ‘use same settings as my incoming mail server’.
youtube için stereo hq video formatı.
nette dolaşırken gördüğüm bir yazı idi henüz deneyemedim ama şimdilik burada dursun.
Youtube’a daha kaliteli görüntü ve stereo sesli video eklenmesi için gerekli format özellikleri.
Bu video’yu orijinal linkinden izlerseniz düşük kalite ve mono olacakdır.Stereo ve HQ olarak izlemek için video linklerinin sonuna MP4 formatı için “&fmt=18″,FLV formatı için “&fmt=6″ karakterlerini eklemelisiniz.
İzleyeceğiniz video’nun özelliklerini bilmiyorsanız ikisinide sırayla deneyiniz eğer o video HQ modunda upload edilmişse bu uzantılardan birini eklediğinizde video’nun izlenme kalitesi farkedilir derecede yükselecekdir.
“watch in high quality” seçeneği yüksek kalite video izlemenizi sağlar lakin her videoyu stereo olarak izlemenizi sağlamaz o yüzden yukarıdaki uzantıları denemeyi ihmal etmeyiniz.
Bu video’yu stereo HQ modunda izlemek için bu linki kullanmalısınız ;
gençlik kime emanet…
Mustafa Kemal ATATÜRK, malum memleketi haklı olarak gençlere emanet etmişti. Ancak gençlik olarak bahse konu olan topluluğun şuan bırakın memleketi kendilerinin bile farkında olamayacak kadar konu ve problemlerden uzak olduğunu her aşamada görmek ne kadar acı veriyor bana.
Gençlik gidiyor dediğinde bile umrunda olmayan kendi öz anne ve babasından salak, eşek diye bahseden veya kendi çocuğuna geri zekalı bu ya dediği videonun paylaşım sitelerinde en çok hit alan video yapan bir nesil ile karşı karşıyayız.
Hiç bir şey bilmeden herşeyden fikri olduğunu sana ezik bir topluluk aslında. Tamamen bir converse, cips, arada kola yanına da biraz linkin park yada benzeri bir grup ekledinmi 3g telefonu da kaptımı tamamdır. Yıkılsın dünya umrunda mı?
Warcraft sevdalılarının yanına bir ara simsciler eklendi daha sonra SPORE modası çıkardılar. Peşinden ise yeni bir play station oyunu moda oluyormuş bu günler de hatta dün pazarlamasına başlanılmış. Hareketlerinize karşılık veren bir oyun işte.
Okullar desen Allah’a emanet aslında. Eğitim şart diye diye eğitime tecavüz ettiler iyice. Hatırlarım dershaneye gitmeden dereceye girerdik biz öss imtihanlarında. Dershaneye annemizin boynundan çıkardığı kolyelerin satılması ile bir kaç ay ancak gidebildik. O zamanlar kredi kartı yok ki taksit yapılsın ancak senet olayı var herkese de yapılmıyor. Koskoca istanbulda kim kime dum duma yeni başlamış. Mahallede tanımadık aileler ve çocuklar oluşmakta.
Kahveci ile berber amca bile bilmiyor bu sokaktakilerin kim olduğunu. Çok göç alıyor diyorlar ama o zaman nüfus daha 10 milyon bile olmamıştı istanbulda.
Şimdiler de bir reklam var tv de. Bir sürü saçma sapan laftan sonra burası istanbul diye dikkat çekmeye çalışan bir reklam. Pazarlama ve reklam kısmı tamamen bizden uzak olsun anlamam zaten bu işlerden. Ama kullanılan diyaloglarda genelde anne veya baba ile çocukları arasında oluşan uçurum gündemde.
Bu çok bilinen firmamız da kendi pazarlama ve marka bilinirliği hikayesi ile (nedense yurtdışında bir türlü marka olamayınca gene yurdum insanına döndü bu sene gene. seneye Allah kerim ama dedik ya anlamayız biz bu pazarlama işlerinden. ) bir güzel bu uçurumun oluşmasına katkıda bulunuyor. Hatta kendi çocukları ile yarın öbür gün kendisinin de diyalogu kalmayınca iyice durum vahiö olacak ama ne yaparsın.
Bunun yanın da geçen sen zorunlu olarak bulunduğum hastane sürecinde ise bir takım hastaların yanın da malesef genç nesilden kimseler yoktu. sanırsınız ki çocuklar okulda ve ders çalışıyorlar iyide kardeşim
ne alakası var git okulda yoklama al kesinlikle dersten kaçmıştır… Kaçmayanlar ise kantinde obozite kavramını haklı çıkarmaya gayret ediyorlardır.
Eskiden hatırlardım bilmem nerdeki lisede panel yapılmış ve bu konuda bir sürü doçent katılmış diye duyardık. Uzak olmasa gidip dinlemek isterdik. Hatta şehirler arası yolculuklar ile tiyatrolara giderdik kültür faaliyeti anlamında. O zaman profesörle bu zaman ki gibi elini sallasan kadar yok zaten, nadir en fazla bir kaç tane.
Şimdilerde az gayret etseydim sanırım bende prof olmuştum. Durum o kadar vahim aslında. Ben kim profesör olmak kim. Ama işte az gayret ve biraz da istek olabilseydi ülkeme akademik kariyer anlamında da etiketimle de hizmet verebilecektim.
Bilimsel bir çalışmanın olup olmadığı aslında kimsenin umrunda değil. Kim ne yapacak veya nasıl kontrol edecek ki bu durumu.
Ben gene döneceğim gençlere.
Özellikle facebook ve twitter modasında dalgalanan sayın gençlerimiz, Atatürk’ün mirası üzerinde bu günlerde sanırım iyice kafa patlatıyor.
Garip bir yazım dili. Harfleri yutulmuş ve en çok Kullanılan D ve X harfleri. Hiç bir anlamı yok aslında. Eski mısır yazılarına gülen gençlik onlarda ki anlam bütünlüğü anlamaya vakit ayıramadan kendi anlamsız dillerini oluşturdular.
Güldüğünü belli etsen ne olur belli etmesen ne olur. Ya fikrin öenmli değil mi senin.
ama televizyonda yaş 15 yarışması var.
onlardan yola çıkıyoruz. işte.
Bu arada babası ile beraber cinayet işlediği iddia edilebilen gençlerimizde var tabi. eee nasıl olacak bu işin sonu peki.
Git gide durum vahim den öteye gidiyor aslında.
Atatürk haklı olarak gençlere emanet etmiş vatanı, ama ya gençler onlar kime emanet.
Hükümete mi.
Şovmen muhalefete mi.
Eğitim kadrosu desen cık oda olmaz.
Yargı daha beter durumda onlara birinin mukayet olması lazım bu günlerde.
Askerden hiç bahsetmeyelim ,onların işleri başlarından aşkın. Tatbikatlar yoğun.
Polis desen kendi derdinde.
Belediyeler nerde mi salla onları birdaha ki seçime kadar gelmez onlar.
İmamlar desen onların çoğunluğu zaten artık ticari hayata girmiş durumda.
Öğretmenler dershane transferleri arasında sıkışıp kaldılar.
Sivil toplum örgütlerinde ise sadece örgüt faaliyeti kalmış topluluk ile zaten alakaları yokki gençler ile olsun.
Vatandaş ise yastık altından yemekle ile meşgul. Eskiden kemer sıkar öyle yaşalardı artık ne kemer kaldı ne de semer.
Ben sokaklarda göremiyorum artık emanetin bilincinde olan genç. Sorumluluk zaten almak istemiyorlar. Versen de alamazlar ki zaten.
Hay aklım lütfen ya. ne gereği var düşünüyorum ben bunları. Battı balık yan gider deyip çek battaniyeyi üstüne kardeşim havalar soğudu. Malum gribin domuzu da ortalık ta bu ara. Salla sen uyumana devam.
Gençler ne yapsın ki büyüklerinin durumu ortada işte.
Hay aklım benim ne gereği var ya.
Gıdanızı GDO’lu Mu Alırsınız?
Kürt açılımı derken, dağdan inenlerin şovu ile devam ederken akp yi bitirme planına oradan daha sonraki günlerde domuz gribi midir nedir bir grip ile uğraşırken bir GDO kanunu yapıldı bir anda. Gdo lar bir nevi serbest bırakıldı.
Konu ile ilgili olarak memleketimin ileri gelen uzmanları ! gene iki taraf oldular. Birileri yerden yere vuruyor diğeri iyi bir şey diyor vatandaşın kafası karışık. Her zaman ki gibi. Zaten bizim vatandaş kafayı toparlayamaz artıkın.
Darma dağın oldu. Domu gribi zaten kapıda. Seçimi kaybetmiş belediye başkanı adayı gene tv lerde kömür dağıtımlarından bahsedip duruyor.
Ben anlamam GDO mdo. Adam böcek üreten mısır yapmış neden böcek gelip mısırı yemesin diye. Sen burada uyu dur. Kulakları koyun burnu domuz olan “KOMUZ” lar dolaşıyor ortalıkta. Ha ne farkeder nasıl olsa Domuza alştık biz her şeyin altından o çıkıyordu zaten. Bir tek bulaşmadığı sebze ve meyve kalmıştı o da bitti.
hadi gözümüz aydın
bu konuya devam edeceğiz nasipse, zira bize göre herşeyin başı ağızdan giren lokma ile başlıyor.
Lokmanın helal ve sağlıklı olması lazım. Ondan sonra kahve muhabbetlerinde okey beklerken sorarız ortağa ne oldu bu bizim millete ya.
amcasının karısını yeğeni götürüyor dizi reyting rekoru kırıyor. Millet domuzlaştı valla dersin anca.
Bekle sen gelir o okey merak etme. Belki de okey atarsın dışarı.
Sen kahvenin çırağına yandaki kebapçıdan siparişini ver hele ondan sonra bir de özel üretim kuşburnu çayından bir yudum al da için ısınsın.
görüşürüz
her zaman ki gibi…
ayağa kalktık tekbir alacağız hizaya gelmemizi bekliyoruz. Sağa sola bakarak hizalama yaparak omuzları birbirine değdirmeye gayret ediyoruz olabildiğince. Zamana uygun bir saf düzeni ile namazımıza başlayacağız.
Ön sırada yan apartmanın kapıcısı, yanın da hastanenin başhekimi, onun yanında mahallenin yerel gazetesini çıkaran şahıs. İsimlerini bilmiyorum ama tanıyorum onları.
Genel de de cuma dan cumaya olan bir namaz toplamında görüyorum onları. Yanım da mahalle karakolundan bir kaç polis var. Diğer tarafta ise sporcularımız. Eşofmanları ile gelmişler. Belli ki antreman var namazdan sonra.
Hayat ne kada rsüratli geçiyor aslında farkında değiliz. Bu cami bile yıllar öncesinde yakının da ki blokda oturduğum yeni inşa edilmesinden bu yana tam anlamı ile 10 sene geçmiş bile.
Demekki bir 10 sene daha yaşlandık. Arada ölümler de oldu, doğumlar da. Hastalık ta oldu ameliyat sonrası sağlıkta.
Ama hayat hiç beklemediğimiz oranda hızlı geçiyor.
Bloga bir yazı yazmaya çalışırken bile en az yarım saat geçiyor. Halbuki eskiden bu kadar kolay değil di bu işler ama nasıl yetiştirirdik.
Bir kere cep telefonu yoktu. Nasıl giderdik o kadar yolu. LCD televizyon zaten düşünülemezdi bile. Lcd yi de aldık e peşinden bir de tv koltuğu olması ise olmaz sa olmazlardan. Komşu neder sonra. Lcd si var ama oturma koltuğu yok.
Nasıl olsa mahallede her yerde 15 taksitli kampanyalar var. Alırız ne olacak, evin taksidinin bitmesine nasıl olsa 5 yıl kaldı ondan sonra rahatlayacağız inşallah.
Kampanyalar sağolsun. zaten artık dayanıklı tüketim ürünü diye herhangi bir şey kalmadı artık hepsi beyaz eşya. En dayanıklısının ömrü 3 sene. malum kapitalist düzen. Yakında yeni versiyonlar geliyormuş taksidi biter bitmez bozulanlarından. Taksit bitti yenisini alma zamanı geldi, alarmı yanında hediye.
Neden bunlar aklıma geldi bilemem. Geldi işte gene bir cuma namazında. Ulan millet dua eder bizim düşündüklerimize bak.
Neyse güzel dinim benim kapıcının çorapları delinmiş eskiden bir tek karikatürlerde olurdu yamalı çoraplar. Demekki gücü yok elemanın ama geçen gün büyük kutu içinde lcd almıştı bu abi. Allahım yarabbim ondan mı düşündüm ben bunu.
Neyse son model cep telefonumun sesini kapatayım da namaz da çalmasın. Sanki her an beni cumhurbaşkanı arayacakmış edası ile aldım telefonu sessize.
Haydi allahu ekber. Allah kabul etsin.
arşive bakınca…
tarih 18 Nisan 2007…
mail kutumuza o zaman sıkça gönderilen seçim öncesi karalama ve benim partim senin partini döver mailleri havalar da uçuşuyor. Özellikle iktidar partisi aleyhinde onlarca mail geliyor insanlardan. Nefret edenlerinden, vs. vs lerinden.
O günler de bir sitenin hemen hemen her gün reklamı yapılıyordu. Bir parti ve onun politikalarına karşı olan insanların sayısını merak etmenin yanında bir nevi digital ve mouse imkanlarından yararlanılarak yapılan propaganda yollarından biri idi aslında.
“siteye ziyaret edersek destek vermiş oluruz,olabildiğince dağıtalım lütfen,zira cumhuriyet düşmanları iyi organize oluyor ve yayılabiliyorlar..
“
ancak şimdilerde sayfaya tıkladığınız da ise alan adının satılık olduğunu beyan eden bir yazı çıkıyor. Ne kadar da çabuk dağılmışlar insanlar.
Mücadeleye ara vermişler.Bir daha ki seçime kadar herhalde. Ancak web adresindeki ifade biraz durumu anlatıyor gibi sanırım.
en son olarak 7 haziran 2008 tarihinde güncellenen site daha sonra yayından tamamen kaldırılmış.
acaba kaç paraya satılık.
ingilizce bir başka açıdan
“Bir Turkce kelime 17 Ingiliz kelimesine bedeldir.”
– Afyonkarahisarlilastiramadiklarimizdanmisiniz ?
Ingilizce tercumesi:
-Are you one of those people whom we unsuccessfully tried to make resemble the citizens of Afyonkarahisar?
DERS 2)
Yeni baslayanlar için tercume cumlesi :
-Üç cadi üç Swatch saate bakiyorlar. Hangi cadi hangi saate bakiyor?
Ingilizce tercumesi:
-Three witches watch three Swatch watches. Which witch watch which Swatch watch?
DERS 3)
Simdi ileri derece tercume cumlesi :
-Üç travesti cadi üç Swatch saatin butonuna bakiyorlar. Hangi cadi hangi Swatch saatin butonuna bakiyor?
Ingilizce tercumesi:
(bunu kendinize sesli okuyun lutfen!)
-Three switched witches watch three Swatch watch’s switches.Which switched witch watch which Swatch watch’s switch?
Ingilizce’nin bittigi andir bu
))))))
daha önce…
DAHA ÔNCE
Otomobil kazasinda ölen yasli çift, dogru cennete gönderilirken görevli anlatmaya baslar:
“Su denize bakan villa sizin.
Yaninda tenis kortu, yüzme havuzu ve golf parkuru var.
Istediginiz herhangi birsey için su dügmeye basmaniz yeterli.Cennet görevlileri derhal takdim edecekler..”
Görevli ayrilinca, adam karisini azarlamaya baslar..
“Allah seni kahretsin Vildan, hep senin hatan..”
“Nasil yani bey ?!”
“O Allah’in belasi yürüyüs programlarin, vitamin haplarin, yulaf çorbalarin, içki, sigara yasaklamalarin olmasa buraya yillar önce gelecektik..”
Yorum Yapın
Yorum Yapın
Yorum Yapın